TİCARİ SÖZLEŞMELER (II)
Sözleşmede Yazmayan Bir Hüküm Bir Gün Karşınıza Borç Olarak Çıkabilir mi?
Giriş
Ticari uyuşmazlıkların önemli bir kısmı sözleşmelerin hiç yapılmamış olmasından değil, tarafların sözleşmeyi farklı yorumlamasından kaynaklanmaktadır. Uygulamada birçok şirket yöneticisi, sözleşmede açıkça yazmayan bir yükümlülüğün sonradan kendisinden talep edilemeyeceğini düşünmektedir. Benzer şekilde birçok tacir, mücbir sebep kavramını yalnızca doğal afetlerle sınırlı görmekte veya sözleşmede yer alan yetki şartlarının her durumda geçerli olduğunu kabul etmektedir.
Oysa ticaret hukuku uygulaması incelendiğinde, sözleşmenin yalnızca yazılı metinden ibaret olmadığı görülmektedir. Kanun hükümleri, dürüstlük kuralı, ticari teamüller, tarafların önceki uygulamaları ve yargı kararları birçok durumda sözleşmenin yorumlanmasında belirleyici rol oynamaktadır.
Nitekim Türk Borçlar Kanunu’nun temel yaklaşımı da tarafların yalnızca açık iradelerine değil, gerçek ve ortak iradelerine ulaşılmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle bazen sözleşmede yazmayan bir yükümlülük doğabilirken, bazen de sözleşmede yazılı bir hüküm geçersiz hale gelebilmektedir.
Özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik dalgalanmalar, pandemi süreci, küresel tedarik zinciri sorunları ve uluslararası ticarette ortaya çıkan belirsizlikler nedeniyle mücbir sebep ve sözleşmenin uyarlanması talepleri ciddi şekilde artmıştır. Buna paralel olarak yetki şartlarına ilişkin itirazlar ve sözleşmenin yorumuna ilişkin uyuşmazlıklar da ticaret mahkemelerinin en sık karşılaştığı konular arasında yer almaktadır.
Bu makalede ticari sözleşmeler bakımından uygulamada en fazla uyuşmazlık yaratan üç kritik konu ele alınacaktır:
- Sözleşmede yazmayan bir yükümlülük sonradan talep edilebilir mi?
- Ticari sözleşmelerde mücbir sebep maddesi nasıl uygulanır?
- Sözleşmede yer alan yetki şartı hangi durumlarda geçersiz olur?
Sözleşmede Yazmayan Bir Yükümlülük Sonradan Talep Edilebilir mi?
İş dünyasında en sık duyulan savunmalardan biri şudur:
“Bu sözleşmede yazmıyor.”
Gerçekten de sözleşmeler tarafların hak ve yükümlülüklerini belirleyen temel metinlerdir. Ancak hukuk sistemi yalnızca sözleşme metnine bakarak karar vermemektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 19. maddesi uyarınca sözleşmeler yorumlanırken lafzi ifadelerden ziyade tarafların gerçek ve ortak iradesi araştırılır.
Bu nedenle bazen sözleşmede açıkça yazmayan bir yükümlülük hukuken mevcut kabul edilebilir.
Dürüstlük Kuralı ve Yan Yükümlülükler
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı, tüm özel hukuk ilişkilerinde olduğu gibi sözleşme ilişkilerinde de uygulanmaktadır.
Bir sözleşme yalnızca açıkça yazılan hükümlerden oluşmaz.
Tarafların;
- bilgi verme yükümlülüğü,
- zararları azaltma yükümlülüğü,
- iş birliği yapma yükümlülüğü,
- sadakat yükümlülüğü,
gibi yan borçları da bulunmaktadır.
Örneğin bir üretim sözleşmesinde teknik çizimlerin zamanında paylaşılması sözleşmede açıkça yazmasa bile dürüstlük kuralı gereği gerekli kabul edilebilir.
Ticari Teamüllerin Etkisi
Türk Ticaret Kanunu ticari örf ve adet kurallarına özel önem vermektedir.
Bazı sektörlerde uzun yıllardır uygulanan ticari teamüller sözleşmenin yorumunda dikkate alınabilmektedir.
Örneğin;
- tekstil sektörü,
- lojistik sektörü,
- uluslararası taşımacılık,
- inşaat sektörü,
gibi alanlarda yerleşmiş uygulamalar mahkeme tarafından değerlendirilebilmektedir.
Bu nedenle yalnızca sözleşme metnine güvenmek çoğu zaman yeterli değildir.
Yargı Uygulaması
Yargıtay kararlarında tarafların sözleşme öncesi görüşmeleri, ticari ilişki geçmişi ve fiili uygulamaları da dikkate alınmaktadır.
Özellikle uzun süre devam eden ticari ilişkilerde tarafların yıllarca sürdürdüğü uygulamalar sözleşmenin yorumunda önemli rol oynayabilmektedir.
Bu nedenle “sözleşmede yazmıyor” savunması her zaman uyuşmazlığı çözmeye yetmemektedir.
Ticari Sözleşmelerde Mücbir Sebep Maddesi Nasıl Uygulanır?
Son yıllarda ticaret hukukunda en fazla tartışılan kavramlardan biri mücbir sebeptir.
Özellikle pandemi döneminde binlerce şirket sözleşmesel yükümlülüklerini yerine getirememiş ve mücbir sebep hükümlerine dayanmıştır.
Ancak uygulamada mücbir sebep kavramı çoğu zaman yanlış anlaşılmaktadır.
Her ekonomik zorluk mücbir sebep değildir.
Her mali sıkıntı mücbir sebep değildir.
Her piyasa daralması mücbir sebep değildir.
Mücbir Sebep Nedir?
Türk Borçlar Kanunu’nda mücbir sebebin genel bir tanımı bulunmamakla birlikte yargı kararlarında bazı kriterler kabul edilmiştir.
Bir olayın mücbir sebep sayılabilmesi için genellikle:
- öngörülemez olması,
- kaçınılmaz olması,
- tarafın kontrol alanı dışında gerçekleşmesi,
- borcun ifasını imkansız hale getirmesi,
aranmaktadır.
Örneğin:
- deprem,
- sel,
- savaş,
- uluslararası ambargo,
- bazı salgın hastalıklar,
belirli koşullarda mücbir sebep oluşturabilir.
Sözleşmede Mücbir Sebep Hükmü Bulunması
En sağlıklı yöntem mücbir sebep hükümlerinin sözleşmede ayrıntılı şekilde düzenlenmesidir.
Ancak uygulamada birçok sözleşmede yalnızca şu ifadeye yer verilmektedir:
“Mücbir sebep halinde taraflar sorumlu değildir.”
Bu tür hükümler çoğu zaman yetersiz kalmaktadır.
Daha doğru olan yaklaşım;
- hangi olayların mücbir sebep sayılacağı,
- bildirimin ne kadar sürede yapılacağı,
- sözleşmenin askıya alınıp alınmayacağı,
- fesih hakkının doğup doğmayacağı,
hususlarının açıkça düzenlenmesidir.
Mücbir Sebep Her Zaman Borcu Ortadan Kaldırır mı?
Hayır.
Bu da uygulamada en fazla yapılan hatalardan biridir.
Bazı durumlarda mücbir sebep yalnızca ifayı geciktirir.
Bazı durumlarda sözleşme askıya alınır.
Bazı durumlarda ise sözleşmenin feshi gündeme gelir.
Bu nedenle her somut olay ayrı değerlendirilmelidir.
Uyarlama Davaları
Özellikle ekonomik krizler sonrasında sıkça başvurulan hukuki yollardan biri de uyarlama davalarıdır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesi, aşırı ifa güçlüğü hükümlerini düzenlemektedir.
Şartların gerçekleşmesi halinde sözleşmenin yeni koşullara uyarlanması talep edilebilir.
Yargıtay uygulamasında da olağanüstü ekonomik değişikliklerin belirli şartlar altında uyarlama sebebi oluşturabileceği kabul edilmektedir.
Sözleşmede Yer Alan Yetki Şartı Hangi Durumlarda Geçersiz Olur?
Ticari sözleşmelerde sıklıkla rastlanan hükümlerden biri de yetki şartlarıdır.
Taraflar genellikle olası uyuşmazlıkların hangi mahkemede görüleceğini önceden belirlemek istemektedir.
Örneğin:
“İşbu sözleşmeden doğacak uyuşmazlıklarda İstanbul Anadolu Mahkemeleri ve İcra Daireleri yetkilidir.”
şeklindeki hükümler uygulamada oldukça yaygındır.
Ancak birçok kişi sözleşmeye yazılan her yetki şartının geçerli olduğunu düşünmektedir.
Bu doğru değildir.
HMK’daki Düzenleme
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 17. maddesi uyarınca yetki sözleşmesi belirli şartlarla yapılabilir.
Her şeyden önce tarafların tacir veya kamu tüzel kişisi olması gerekir.
Tüketiciler bakımından durum farklıdır.
Bu nedenle ticari sözleşmelerde geçerli olabilecek bir yetki şartı tüketici sözleşmelerinde geçersiz olabilir.
Belirsiz Yetki Şartları
Yetki şartının açık olması gerekir.
Örneğin:
“Türkiye’deki mahkemeler yetkilidir.”
şeklindeki bir hüküm uygulamada sorun yaratabilir.
Buna karşılık belirli bir yer mahkemesinin açıkça gösterilmesi gerekir.
Münhasır Yetki Halleri
Bazı davalarda kanun belirli mahkemeleri kesin yetkili kabul etmiştir.
Örneğin taşınmazın aynına ilişkin bazı davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
Bu durumda tarafların farklı bir mahkemeyi yetkili kılması mümkün olmayabilir.
Yargı Uygulaması
Yargıtay kararlarında yetki şartlarının dar yorumlandığı görülmektedir.
Özellikle açık olmayan, belirsiz veya taraflardan birini aşırı şekilde dezavantajlı duruma düşüren düzenlemeler uyuşmazlık konusu olabilmektedir.
Bu nedenle sözleşmeler hazırlanırken yetki şartlarının gelişigüzel yazılması yerine usul hukukuna uygun şekilde düzenlenmesi önem taşımaktadır.
Sonuç
Ticari sözleşmeler yalnızca imza tarihinde değil, uyuşmazlık çıktığında gerçek değerini gösteren hukuki metinlerdir.
Birçok ticari uyuşmazlıkta tarafların kaybettiği şey haklı oldukları için değil, sözleşmeyi eksik veya yanlış kurguladıkları için ortaya çıkmaktadır.
Sözleşmede yazmayan yükümlülüklerin hangi şartlarda doğabileceğinin bilinmesi, mücbir sebep hükümlerinin doğru yapılandırılması ve yetki şartlarının hukuka uygun şekilde hazırlanması, ileride ortaya çıkabilecek ciddi uyuşmazlıkların önlenmesinde önemli rol oynamaktadır.
Özellikle yüksek tutarlı ticari ilişkilerde sözleşmenin yalnızca ticari beklentileri değil, hukuki riskleri de yönetmesi gerekir. Çünkü çoğu zaman bir davanın sonucu, tarafların neyi yazdığı kadar neyi eksik bıraktığıyla da doğrudan bağlantılıdır.
Kaynaklar
- Türk Borçlar Kanunu m.19
- Türk Borçlar Kanunu m.138
- Türk Medeni Kanunu m.2
- Türk Ticaret Kanunu ilgili genel hükümleri
- Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.17
- Yerleşik Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi uygulamaları