TİCARİ ALACAKLAR VE TAHSİLAT RİSKLERİ (I)
Alacaklı Olmak Her Zaman Güçlü Olmak Mıdır?
Giriş
Ticari hayatın en temel amacı kâr elde etmektir. Ancak uygulamada birçok şirket için asıl sorun satış yapmak değil, yapılan satışın bedelini tahsil edebilmektir.
Özellikle son yıllarda ticari ilişkilerin karmaşıklaşması, vadeli satışların yaygınlaşması ve ekonomik dalgalanmalar nedeniyle şirketlerin karşılaştığı en önemli risklerden biri tahsilat riskidir.
Birçok işletme kâğıt üzerinde kârlı görünmesine rağmen, alacaklarını tahsil edemediği için ciddi finansal sıkıntılar yaşayabilmektedir. Hatta uygulamada iflas eden birçok şirketin temel sorununun zarar etmek değil, alacaklarını zamanında tahsil edememek olduğu görülmektedir.
Ticari uyuşmazlıklarda en sık karşılaşılan sorular şunlardır:
- Alacağımı tahsil etmek için önce icra takibi mi başlatmalıyım?
- Doğrudan dava açmak daha mı doğru olur?
- Fatura kesmediysem alacağımı kaybeder miyim?
- Ticari ilişkiyi nasıl ispat edeceğim?
- Borçlu itiraz ederse ne yapabilirim?
Bu soruların doğru cevaplanması yalnızca uyuşmazlığın kazanılması açısından değil, tahsilat sürecinin hızlandırılması açısından da büyük önem taşımaktadır.
Çünkü ticari uyuşmazlıklarda haklı olmak ile alacağı tahsil edebilmek her zaman aynı şey değildir.
Bu makalede ticari alacakların tahsili bakımından uygulamada en sık karşılaşılan iki temel konu incelenecektir:
- Bir ticari alacak doğduğunda icra takibi mi yoksa dava mı açılmalıdır?
- Fatura kesilmemesi ticari alacağın ispatını nasıl etkiler?
Bir Ticari Alacak Doğduğunda İcra Takibi mi Yoksa Dava mı Açılmalıdır?
Ticari alacakların tahsilinde şirketlerin yaptığı ilk hata, icra takibi ile dava arasındaki farkı doğru değerlendirememektir.
Birçok kişi dava açılmadan icra takibi yapılamayacağını düşünmektedir.
Oysa Türk hukuk sisteminde para alacaklarının önemli bir kısmı bakımından doğrudan icra takibi yapılabilmektedir.
İcra ve İflas Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca para alacakları ilamsız icra yoluyla takip edilebilir.
Bu nedenle alacaklı, elinde mahkeme kararı bulunmasa bile doğrudan icra takibi başlatabilir.
İcra Takibinin Avantajları
İcra takibi çoğu durumda dava açılmasından daha hızlıdır.
Borçlu ödeme emrine itiraz etmezse takip kesinleşir ve haciz aşamasına geçilebilir.
Özellikle;
- açık cari hesap alacakları,
- teslim edilmiş mallar,
- yazılı sözleşmeye dayanan alacaklar,
- faturaya dayalı talepler,
bakımından uygulamada sıklıkla tercih edilmektedir.
Borçlu İtiraz Ederse Ne Olur?
En kritik nokta burasıdır.
Borçlu ödeme emrine süresi içinde itiraz ederse takip durur.
Bu durumda alacaklının önünde iki temel yol bulunmaktadır:
- itirazın iptali davası
- itirazın kaldırılması yolu
İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesi itirazın iptali davasını düzenlemektedir.
Mahkeme alacaklıyı haklı bulursa takip devam eder.
Ayrıca şartları varsa borçlu hakkında icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir.
Doğrudan Dava Açılması Gereken Haller
Her uyuşmazlık için icra takibi doğru yöntem değildir.
Özellikle;
- alacağın ciddi şekilde tartışmalı olduğu,
- teknik inceleme gerektirdiği,
- bilirkişi incelemesinin kaçınılmaz olduğu,
- sözleşmenin yorumlanmasının gerektiği,
durumlarda doğrudan dava açılması daha doğru olabilir.
Bu nedenle “önce icra mı dava mı?” sorusunun tek bir cevabı bulunmamaktadır.
Uyuşmazlığın niteliği belirleyicidir.
İhtiyati Haciz İmkanı
İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca belirli şartlarda ihtiyati haciz kararı alınabilmektedir.
Özellikle borçlunun mal kaçırma ihtimalinin bulunduğu durumlarda ihtiyati haciz son derece önemli bir koruma sağlamaktadır.
Yargıtay uygulamasında da ihtiyati haczin alacaklının tahsil imkanını koruyan önemli bir hukuki araç olduğu kabul edilmektedir.
Fatura Kesilmemesi Ticari Alacağın İspatını Nasıl Etkiler?
Ticari uyuşmazlıklarda en sık duyulan ifadelerden biri şudur:
“Fatura kesmedim ama malı teslim ettim.”
Peki bu durumda alacak tamamen ortadan kalkar mı?
Hayır.
Türk hukukunda fatura önemli bir delildir ancak tek delil değildir.
Faturanın Hukuki Niteliği
Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesi faturaya ilişkin temel düzenlemeyi içermektedir.
Kanuna göre faturayı alan kişi sekiz gün içinde itiraz etmezse içeriğini kabul etmiş sayılır.
Bu nedenle fatura güçlü bir ticari delildir.
Ancak fatura bulunmaması alacağın yok olduğu anlamına gelmez.
Fatura Olmadan Alacak Nasıl İspat Edilir?
Mahkemeler yalnızca faturaya bakmaz.
Aşağıdaki deliller de değerlendirilebilir:
- ticari defterler
- banka kayıtları
- sevk irsaliyeleri
- teslim tutanakları
- e-postalar
- WhatsApp yazışmaları
- sözleşmeler
Özellikle Türk Ticaret Kanunu’nun 82 ve devamı maddeleri kapsamında tutulan ticari defterler önemli delil niteliği taşımaktadır.
Yargıtay Uygulaması
Yerleşik uygulamada Yargıtay, faturanın bulunmamasını tek başına alacağın reddi için yeterli görmemektedir.
Taraflar arasındaki ticari ilişkinin diğer delillerle ispat edilmesi halinde alacağın kabulü mümkün olabilmektedir.
Ancak ispat yükünün ağırlaştığı da unutulmamalıdır.
Bu nedenle ticari hayatın doğal akışına uygun belge düzeninin kurulması önem taşımaktadır.
Uygulamada Yapılan Hatalar
En sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
- teslim tutanağı alınmaması
- yalnızca sözlü anlaşmayla çalışılması
- banka yerine nakit ödeme yapılması
- faturanın geciktirilmesi
- sevk irsaliyesi düzenlenmemesi
Uyuşmazlık çıktığında bu eksiklikler ciddi ispat sorunlarına yol açabilmektedir.
Sonuç
Ticari alacakların tahsilinde en önemli unsur haklı olmak değil, hakkın doğru şekilde korunabilmesidir.
Bir alacağın varlığı kadar nasıl ispat edileceği ve hangi hukuki yolla takip edileceği de önem taşımaktadır.
İcra takibi ile dava arasındaki tercihin doğru yapılması, tahsilat sürecini doğrudan etkileyebilmektedir. Benzer şekilde faturanın bulunmaması her zaman alacağın kaybedileceği anlamına gelmese de ispat bakımından önemli riskler doğurabilmektedir.
Ancak ticari alacaklar bakımından riskler yalnızca bunlarla sınırlı değildir.
Bir sonraki bölümde;
- cari hesap ilişkilerinde alacağın nasıl ispat edileceği,
- çek veya senet olmaksızın yapılan satışlarda alacağın nasıl korunacağı,
- borçlunun mal kaçırması halinde tasarrufun iptali davasının hangi şartlarda açılabileceği
ayrıntılı olarak incelenecektir.
Çünkü birçok ticari uyuşmazlıkta sorun alacağın doğması değil, alacağın borçlunun malvarlığına ulaştırılabilmesidir.
