TİCARİ SÖZLEŞMELER (I)
Giriş
Ticari hayatın temelinde güven bulunduğu sıkça ifade edilir. Ancak hukuk açısından bakıldığında ticari hayatın asıl temelini güven değil, sözleşmeler oluşturmaktadır. Çünkü güven bozulduğunda tarafları koruyan şey iyi niyet beklentisi değil, sözleşmenin hükümleridir.
Bugün bir müteahhidin arsa sahibi ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesinden, bir ihracatçının yurtdışındaki alıcıyla yaptığı satış sözleşmesine; bir tekstil firmasının tedarik anlaşmasından, sanayi işletmelerinin üretim sözleşmelerine kadar hemen her ticari ilişki bir sözleşmeye dayanmaktadır.
Buna rağmen uygulamada birçok şirket, sözleşmeleri yalnızca formalite olarak görmekte; çoğu zaman internetten bulunan örnek metinlerle veya geçmişte kullanılan taslakların değiştirilmesi suretiyle sözleşme hazırlamaktadır. Oysa ticari uyuşmazlıkların önemli bir kısmı, sözleşmenin hiç yapılmamış olmasından değil, yanlış hazırlanmış olmasından kaynaklanmaktadır.
Mahkemelere yansıyan ticari davaların önemli bir bölümü incelendiğinde uyuşmazlıkların genellikle şu sorular etrafında şekillendiği görülmektedir:
- Sözleşmeye yazılan cezai şart gerçekten geçerli midir?
- Taraflardan biri sözleşmeyi tek taraflı sona erdirebilir mi?
- Yazılan miktar mahkeme tarafından indirilebilir mi?
- Haklı fesih ile haksız fesih arasındaki sınır nedir?
- Sözleşme sona erdiğinde hangi zararlar talep edilebilir?
Özellikle ekonomik dalgalanmaların yoğun olduğu dönemlerde taraflar arasındaki ticari ilişkiler daha kırılgan hale gelmekte, sözleşmelerde yer alan risk yönetimi hükümleri daha da önem kazanmaktadır.
Bu nedenle ticari sözleşmeler yalnızca bir anlaşma metni değil, aynı zamanda bir risk yönetimi aracıdır.
Bu makalede ticari sözleşmeler bakımından uygulamada en sık karşılaşılan iki kritik konu incelenecektir:
- Ticari sözleşmelerde cezai şart hangi durumlarda geçerli olur?
- Ticari sözleşmelerde tek taraflı fesih hakkı nasıl kullanılabilir?
Ticari Sözleşmelerde Cezai Şart Hangi Durumlarda Geçerli Olur?
Ticari sözleşmelerde en fazla tartışma yaratan hükümlerden biri cezai şart düzenlemeleridir.
Taraflar çoğu zaman sözleşmenin ihlal edilmesini önlemek amacıyla yüksek miktarlı cezai şart hükümleri koymaktadır. Özellikle inşaat, üretim, dağıtım, tedarik ve bayilik sözleşmelerinde bu tür düzenlemeler yaygın şekilde kullanılmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi ve devamı hükümlerinde cezai şart kurumu düzenlenmiştir.
Kanuna göre taraflar, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde belirli bir miktarın ödeneceğini kararlaştırabilirler.
Bu noktada ilk bilinmesi gereken husus şudur:
Her cezai şart hükmü geçerli değildir.
Mahkemeler önlerine gelen uyuşmazlıklarda yalnızca sözleşmede yazılı miktara bakmamaktadır. Aynı zamanda bu hükmün hukuka uygun olup olmadığını da incelemektedir.
Cezai Şartın Geçerlilik Şartları
Öncelikle ortada geçerli bir sözleşme bulunmalıdır.
Asıl sözleşmenin geçersiz olduğu durumlarda cezai şart hükmü de kural olarak uygulanamaz.
İkinci olarak cezai şart hükmünün açık olması gerekir.
Örneğin;
“Taraflardan biri sözleşmeye aykırı davranırsa yüksek miktarda tazminat öder.”
şeklindeki bir hüküm çoğu zaman belirsizlik yaratacaktır.
Buna karşılık;
“Teslim tarihinin her geciken günü için günlük 25.000 TL cezai şart uygulanır.”
şeklindeki düzenlemeler çok daha belirli ve uygulanabilir niteliktedir.
Cezai Şart ile Zarar Aynı Şey Değildir
Uygulamada en sık karıştırılan konulardan biri budur.
Cezai şart ile zarar kavramı aynı değildir.
Cezai şart, tarafların önceden belirlediği bir yaptırımdır.
Bu nedenle zarar miktarının ayrıca ispat edilmesi her zaman gerekmez.
Ancak bazı durumlarda alacaklı hem cezai şart hem de zarar talep etmek isteyebilir.
Bu durumda sözleşmenin içeriği ve Türk Borçlar Kanunu hükümleri birlikte değerlendirilir.
Mahkeme Cezai Şartı İndirebilir mi?
Bu sorunun cevabı çoğu zaman şirketler açısından sürpriz olmaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 182. maddesi uyarınca hâkim aşırı gördüğü cezai şartı indirebilir.
Özellikle ekonomik gerçeklikle bağdaşmayan, taraflardan birini aşırı derecede cezalandıran hükümler bakımından mahkemeler indirim yapabilmektedir.
Yargıtay uygulamasında da cezai şartın alacaklıyı zenginleştirme aracı haline getirilmemesi gerektiği kabul edilmektedir.
Örneğin 500.000 TL değerindeki bir sözleşmede 20.000.000 TL cezai şart öngörülmesi durumunda mahkeme bu miktarı değerlendirmeye tabi tutacaktır.
Dolayısıyla sözleşmeye yüksek rakam yazılmış olması her zaman aynı miktarın tahsil edileceği anlamına gelmez.
Uygulamada Yapılan Hatalar
Ticari sözleşmelerde en sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
- Her ihlal için aynı cezai şartın öngörülmesi,
- Cezai şartın hangi durumda uygulanacağının belirtilmemesi,
- Ölçüsüz rakamlar belirlenmesi,
- Zarar ve cezai şart kavramlarının karıştırılması,
- Karşılıklı yükümlülükler değerlendirilmeden hüküm kurulması.
Bu hatalar ileride açılacak davalarda ciddi hak kayıplarına neden olabilmektedir.
Ticari Sözleşmelerde Tek Taraflı Fesih Hakkı Nasıl Kullanılabilir?
Ticari sözleşmelerde ikinci büyük uyuşmazlık alanı fesih konusudur.
Özellikle uzun süreli ticari ilişkilerde taraflardan biri sözleşmeyi sona erdirmek istediğinde önemli hukuki sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Birçok şirket yöneticisi sözleşmenin tarafı olduğu için istediği zaman sözleşmeyi sona erdirebileceğini düşünmektedir.
Oysa hukuk sistemimizde sözleşmeler kural olarak tarafları bağlar.
Bu nedenle sözleşmenin tek taraflı olarak sona erdirilebilmesi belirli şartların gerçekleşmesine bağlıdır.
Fesih Hakkının Kaynağı
Tek taraflı fesih hakkı;
- kanundan,
- sözleşmeden,
- haklı sebepten
kaynaklanabilir.
Öncelikle sözleşmenin incelenmesi gerekir.
Birçok ticari sözleşmede taraflara belirli koşullar altında fesih hakkı tanınmaktadır.
Örneğin;
- ödeme yükümlülüğünün yerine getirilmemesi,
- teslim sürelerinin aşılması,
- kalite standartlarının sağlanamaması,
gibi durumlarda fesih hakkı doğabilir.
Haklı Fesih ve Haksız Fesih Ayrımı
Uygulamadaki en kritik ayrım budur.
Türk Borçlar Kanunu’nun 125. maddesi kapsamında borçlu temerrüde düştüğünde alacaklıya bazı seçimlik haklar tanınmaktadır.
Ancak fesih hakkının kullanılabilmesi için çoğu durumda borçluya uygun süre verilmesi ve ihtar yapılması gerekir.
Şirketler çoğu zaman bu prosedürü uygulamadan fesih bildirimi göndermekte ve sonrasında haksız fesih iddialarıyla karşılaşmaktadır.
Haklı fesih halinde fesheden taraf korunurken, haksız fesih halinde ciddi tazminat sorumlulukları doğabilmektedir.
Fesih Sonrası Talep Edilebilecek Haklar
Fesih her zaman ilişkinin tamamen sona erdiği anlamına gelmez.
Fesih sonrasında;
- alacak talepleri,
- cezai şart,
- gecikme zararları,
- mahrum kalınan kâr,
- tazminat talepleri,
gündeme gelebilir.
Bu nedenle fesih kararı alınırken yalnızca sözleşmenin sona erdirilmesi değil, sonrasında ortaya çıkacak hukuki sonuçlar da değerlendirilmelidir.
Yargı Uygulaması
Yargıtay kararlarında fesih hakkının dürüstlük kurallarına uygun kullanılması gerektiği sürekli vurgulanmaktadır.
Özellikle uzun süre devam eden ticari ilişkilerde tarafların davranışları, önceki uygulamaları ve sözleşmenin fiilen nasıl yürütüldüğü dikkate alınmaktadır.
Bu nedenle yalnızca sözleşme metni değil, tarafların ticari ilişki süresince ortaya koyduğu davranışlar da önem taşımaktadır.
Sonuç
Ticari sözleşmeler yalnızca tarafların anlaşmasını gösteren belgeler değildir. Aynı zamanda uyuşmazlık ortaya çıktığında riskin nasıl yönetileceğini belirleyen hukuki araçlardır.
Cezai şart hükümleri tarafları sözleşmeye bağlı kalmaya teşvik ederken, fesih hükümleri de ilişkinin hangi şartlarda sona ereceğini belirlemektedir. Ancak her iki konuda da uygulamada yapılan küçük hatalar milyonlarca liralık uyuşmazlıklara dönüşebilmektedir.
Özellikle sözleşmeye yazılan her cezai şartın geçerli olmadığı, her fesih bildiriminin de hukuken sonuç doğurmayabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle ticari sözleşmeler hazırlanırken yalnızca ticari beklentiler değil, hukuki sonuçlar da dikkate alınmalıdır.
Ancak ticari sözleşmelerde riskler yalnızca cezai şart ve fesih hükümleriyle sınırlı değildir.
Bir sonraki bölümde;
- sözleşmede açıkça yazmayan yükümlülüklerin sonradan talep edilip edilemeyeceği,
- mücbir sebep hükümlerinin hangi şartlarda uygulanacağı,
- sözleşmelerde yer alan yetki şartlarının hangi durumlarda geçersiz sayılabileceği
ayrıntılı olarak incelenecektir.
Çünkü çoğu zaman bir ticari uyuşmazlığı kazandıran veya kaybettiren husus, sözleşmede yazılan hükümlerden çok, tarafların yazılmadığını düşündüğü hükümler olmaktadır.
