TİCARİ ALACAKLAR VE TAHSİLAT RİSKLERİ (II)
Alacaklı Olmak Yetmez, Alacağı Koruyabilmek Gerekir
Giriş
Ticari hayatın en önemli gerçeklerinden biri, bir alacağın doğmuş olması ile tahsil edilebilmesi arasında ciddi bir fark bulunmasıdır. Birçok şirket malını teslim etmekte, hizmetini yerine getirmekte ve ticari ilişkiyi eksiksiz şekilde tamamlamaktadır. Buna rağmen alacağını tahsil edememektedir.
Uygulamada şirketlerin önemli bir kısmı alacağın doğmasına odaklanmakta, ancak alacağın nasıl korunacağını ve ileride nasıl ispat edileceğini yeterince planlamamaktadır. Oysa ticari uyuşmazlıklarda sorun çoğu zaman alacağın varlığı değil, alacağın hukuken ispat edilebilmesi ve fiilen tahsil edilebilmesidir.
Özellikle uzun yıllardır ticari faaliyet gösteren şirketlerde cari hesap ilişkileri, çek veya senet kullanılmadan yapılan satışlar ve borçluların malvarlıklarını üçüncü kişilere devretmeleri nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıklar ciddi riskler doğurmaktadır.
Birçok tacir şu sorularla karşı karşıya kalmaktadır:
- Cari hesap alacağını nasıl ispat edeceğim?
- Çek veya senet almadan yaptığım satışın bedelini nasıl tahsil edeceğim?
- Borçlu mallarını başkasına devrederse ne yapabilirim?
- İcra takibi sonuçsuz kalırsa başka hangi hukuki yolları kullanabilirim?
Bu soruların cevabı yalnızca dava kazanmak açısından değil, fiilen tahsilat yapılabilmesi açısından da büyük önem taşımaktadır.
Bu makalede ticari alacakların korunmasına ilişkin üç kritik konu ele alınacaktır:
- Cari hesap ilişkilerinde alacak nasıl ispat edilir?
- Çek veya senet kullanılmadan yapılan ticari satışlarda alacak nasıl korunur?
- Borçlunun mal kaçırması durumunda tasarrufun iptali davası ne zaman açılır?
Cari Hesap İlişkilerinde Alacak Nasıl İspat Edilir?
Ticari hayatın en yaygın çalışma modellerinden biri cari hesap ilişkisidir.
Özellikle;
- tekstil sektöründe,
- inşaat sektöründe,
- hammadde tedarikinde,
- sanayi üretiminde,
- ithalat ve ihracat faaliyetlerinde,
taraflar çoğu zaman her işlem için ayrı tahsilat yapmak yerine cari hesap sistemiyle çalışmaktadır.
Türk Ticaret Kanunu’nun 89. maddesi ve devamı hükümlerinde cari hesap ilişkisi düzenlenmiştir.
Cari hesap sisteminde taraflar arasındaki alacak ve borçlar tek tek talep edilmez. Belirli bir dönem sonunda hesap bakiyesi ortaya çıkar ve taraflar bu bakiye üzerinden hesaplaşır.
Bu yapı ticari hayatı kolaylaştırmakla birlikte, uyuşmazlık halinde ispat sorunlarını da beraberinde getirebilmektedir.
Cari Hesapta En Büyük Hata
Uygulamada en sık yapılan hata, cari hesap kayıtlarının yalnızca muhasebe programlarında tutulması ve bu kayıtların destekleyici belgelerle güçlendirilmemesidir.
Birçok şirket yıllarca süren ticari ilişkilerde yalnızca muhasebe kayıtlarına güvenmektedir.
Oysa mahkemeler yalnızca şirket içi kayıtlarla yetinmez.
Alacağın İspatında Kullanılan Deliller
Cari hesap uyuşmazlıklarında genellikle şu deliller değerlendirilmektedir:
- ticari defterler,
- faturalar,
- banka hareketleri,
- sevk irsaliyeleri,
- teslim tutanakları,
- e-posta yazışmaları,
- mutabakat formları,
- cari hesap ekstreleri.
Özellikle dönem sonlarında yapılan cari hesap mutabakatları son derece önemlidir.
Çünkü tarafın mutabakata itiraz etmemesi, ileride önemli bir delil niteliği taşıyabilmektedir.
Ticari Defterlerin Önemi
Türk Ticaret Kanunu’nun 82. maddesi tacirlerin ticari defter tutma yükümlülüğünü düzenlemektedir.
TTK’nın 83 ve devamı hükümleri kapsamında usulüne uygun şekilde tutulmuş ticari defterler belirli şartlar altında delil olarak kullanılabilmektedir.
Yargıtay uygulamasında da karşılıklı defter incelemeleri ve bilirkişi raporları çoğu zaman uyuşmazlığın çözümünde belirleyici rol oynamaktadır.
İcra ve Dava Stratejisi
Cari hesap alacaklarında çoğu zaman önce icra takibi başlatılmaktadır.
Borçlu itiraz ettiğinde ise:
- itirazın iptali davası,
- alacak davası,
- ticari defter incelemesi,
gibi yollar gündeme gelmektedir.
Bu nedenle cari hesap ilişkilerinde belge düzeninin sağlıklı kurulması büyük önem taşımaktadır.
Çek veya Senet Kullanılmadan Yapılan Ticari Satışlarda Alacak Nasıl Korunur?
Uygulamada birçok şirket ticari ilişkilerini güven esasına dayalı olarak yürütmektedir.
Özellikle uzun süreli müşteri ilişkilerinde;
- çek alınmaması,
- senet düzenlenmemesi,
- teminat verilmemesi,
sıklıkla karşılaşılan durumlardır.
Bu yaklaşım ticari ilişki devam ettiği sürece sorun yaratmayabilir.
Ancak ödeme yapılmadığında ciddi tahsilat problemleri ortaya çıkabilmektedir.
Çek ve Senedin Sağladığı Avantaj
Çek ve senet yalnızca ödeme aracı değildir.
Aynı zamanda alacaklıya önemli hukuki avantajlar sağlar.
Özellikle kambiyo senetlerine özgü takip yolları sayesinde alacaklı daha hızlı hareket edebilmektedir.
Çek veya senet bulunmadığında ise genel hükümlere göre hareket edilmesi gerekir.
Çek veya Senet Yoksa Alacak Kaybedilir mi?
Hayır.
Bu konuda uygulamada yaygın bir yanlış kanaat bulunmaktadır.
Çek veya senet bulunmaması alacağın ortadan kalktığı anlamına gelmez.
Ancak alacağın ispatı daha dikkatli şekilde yapılmalıdır.
Alacağı Korumak İçin Kullanılabilecek Belgeler
Özellikle aşağıdaki belgeler büyük önem taşımaktadır:
- sözleşmeler,
- faturalar,
- sevk irsaliyeleri,
- teslim tutanakları,
- banka dekontları,
- e-posta kayıtları,
- yazılı siparişler.
Bu belgeler birlikte değerlendirildiğinde ticari ilişkinin ispatı mümkün olabilmektedir.
Uygulamada Yapılan Hatalar
En sık karşılaşılan hatalar şunlardır:
- yazılı sipariş alınmaması,
- teslim tutanağı düzenlenmemesi,
- banka yerine elden ödeme yapılması,
- sözlü anlaşmalarla çalışılması,
- müşterinin güncel ticaret sicili bilgilerinin kontrol edilmemesi.
Uyuşmazlık ortaya çıktığında bu eksiklikler tahsilat sürecini önemli ölçüde zorlaştırabilmektedir.
Borçlunun Mal Kaçırması Durumunda Tasarrufun İptali Davası Ne Zaman Açılır?
Birçok alacaklı için en büyük sorun davayı kazanmak değil, kazandığı alacağı tahsil edememektir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan durumlardan biri de borçlunun malvarlığını üçüncü kişilere devretmesidir.
Özellikle:
- taşınmazların aile bireylerine devredilmesi,
- araçların yakın akrabalara geçirilmesi,
- şirket hisselerinin devri,
- bedelsiz veya düşük bedelli satışlar,
alacaklıların karşılaştığı klasik yöntemler arasında yer almaktadır.
Türk hukuk sistemi bu tür durumlar için özel bir koruma mekanizması öngörmüştür:
Tasarrufun iptali davası.
Tasarrufun İptali Davasının Hukuki Dayanağı
İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddeleri tasarrufun iptali davasını düzenlemektedir.
Bu dava ile amaç borçlunun yaptığı işlemi tamamen ortadan kaldırmak değildir.
Amaç, alacaklının o mal üzerinde haciz ve satış işlemi yapabilmesini sağlamaktır.
Dava Açılabilmesi İçin Gerekli Şartlar
Her mal devri tasarrufun iptaline konu olmaz.
Genellikle şu şartlar aranır:
- geçerli bir alacağın bulunması,
- icra takibinin yapılmış olması,
- alacağın tahsil edilememesi,
- borçlunun malvarlığını azaltan işlemler gerçekleştirmesi.
Hangi İşlemler Risklidir?
Kanun özellikle bazı işlemleri şüpheli kabul etmektedir.
Örneğin:
- bağışlamalar,
- yakın akrabalara yapılan devirler,
- gerçek değerinin çok altında satışlar,
- borçlunun mali durumunun bozulduğu dönemde yapılan işlemler,
tasarrufun iptali davalarına sıkça konu olmaktadır.
Yargıtay Uygulaması
Yargıtay kararlarında işlemin görünürdeki şekline değil, gerçek ekonomik amacına bakılmaktadır.
Özellikle aile içi devirler ve bedelsiz işlemler detaylı şekilde incelenmektedir.
Bu nedenle yalnızca tapuda satış gösterilmiş olması her zaman işlemin korunacağı anlamına gelmemektedir.
Alacaklılar Açısından Önemi
Tasarrufun iptali davaları çoğu zaman tahsilat sürecinin son savunma hattıdır.
Çünkü dava kazanılmış olsa bile borçlu üzerinde haczedilebilir mal bulunmaması halinde alacağın tahsili mümkün olmayabilir.
Bu nedenle alacaklıların borçlunun malvarlığındaki hareketleri yakından takip etmesi önem taşımaktadır.
Sonuç
Ticari alacakların yönetimi yalnızca satış yapmak ve fatura düzenlemekten ibaret değildir. Bir alacağın doğması kadar korunması, ispat edilmesi ve gerektiğinde tahsil edilebilmesi de önemlidir.
Cari hesap ilişkilerinde belge düzeninin sağlıklı kurulması, çek veya senet kullanılmadan yapılan işlemlerde alternatif ispat araçlarının oluşturulması ve borçlunun mal kaçırmasına karşı tasarrufun iptali gibi hukuki mekanizmaların bilinmesi, şirketlerin tahsilat risklerini önemli ölçüde azaltmaktadır.
Ticari hayatta en büyük risk çoğu zaman alacağın doğmaması değil, doğmuş bir alacağın zamanında ve eksiksiz şekilde tahsil edilememesidir. Bu nedenle başarılı şirketler yalnızca satış süreçlerini değil, tahsilat ve hukuki risk yönetimi süreçlerini de aynı ciddiyetle yönetmektedir.
Kaynaklar
- Türk Ticaret Kanunu m.82 ve devamı
- Türk Ticaret Kanunu m.89 ve devamı
- İcra ve İflas Kanunu m.42
- İcra ve İflas Kanunu m.67
- İcra ve İflas Kanunu m.257
- İcra ve İflas Kanunu m.277-284
- Yerleşik Yargıtay uygulamaları