Şirket Adına Atılan Her İmza Şirketi mi Bağlar, Yoksa Bir Gün Yöneticinin Kişisel Malvarlığına da Uzanabilir mi?
Giriş
Ticari hayatta şirketler çoğu zaman ayrı bir tüzel kişilik olarak değerlendirilir. Bu nedenle birçok girişimci, şirket kurulduktan sonra ticari faaliyetlerden doğan risklerin tamamen şirket bünyesinde kalacağını düşünmektedir. Özellikle limited ve anonim şirketlerin temel tercih sebeplerinden biri de ortakların ve yöneticilerin kişisel malvarlıklarının ticari risklerden korunacağı yönündeki genel kabuldür.
Gerçekten de Türk Ticaret Kanunu sistematiği içerisinde sermaye şirketleri, ortaklarından ve yöneticilerinden ayrı bir tüzel kişiliğe sahiptir. Kural olarak şirketin borcu şirketin borcudur. Şirket adına yapılan işlemlerden doğan yükümlülükler de şirket malvarlığı ile sınırlıdır.
Ancak uygulama incelendiğinde durumun bu kadar basit olmadığı görülmektedir.
Birçok şirket yöneticisi, attığı imzanın yalnızca şirketi bağladığını düşünürken yıllar sonra vergi dairelerinden, icra müdürlüklerinden veya mahkemelerden gelen taleplerle kişisel malvarlığının da risk altına girdiğini fark etmektedir. Benzer şekilde bazı yöneticiler şirket adına işlem yaptıklarını düşünürken aslında hukuken şahsen sorumlu hale gelebilmektedir.
Bu nedenle şirket yönetimi bakımından en kritik konulardan biri, yöneticinin hangi durumlarda şirket adına hareket ettiği ve hangi durumlarda kişisel sorumluluk altına girdiğinin doğru şekilde anlaşılmasıdır.
Türk ticaret hayatında özellikle aile şirketlerinde, hızlı büyüyen işletmelerde ve profesyonel yönetim yapısına geçiş sürecindeki şirketlerde bu konuda ciddi hatalar yapılmaktadır. Çoğu zaman ticari riskler şirket bilançosunda kalacağı düşünülmekte, ancak hukuken yöneticilere kadar uzanan sorumluluk alanları göz ardı edilmektedir.
Bu makalede şirket yönetimi ve sorumluluklar başlığı altında ilk olarak iki temel soruya cevap aranacaktır:
- Şirket yöneticisinin attığı imza hangi durumlarda kişisel sorumluluk doğurur?
- Limited şirket müdürleri vergi borçlarından hangi şartlarda sorumlu tutulabilir?
Bu iki konu, şirket yöneticilerinin en sık karşılaştığı ve çoğu zaman sonuçları yıllar sonra ortaya çıkan hukuki risk alanlarının başında gelmektedir.
1. Şirket Yöneticisinin Attığı İmza Hangi Durumlarda Kişisel Sorumluluk Doğurur?
Şirketler hukuken ayrı bir kişiliğe sahip olmakla birlikte şirket adına işlem yapan kişiler gerçek kişilerdir. Şirketin iradesi, yönetim kurulu üyeleri, müdürler veya temsil yetkisine sahip kişiler aracılığıyla ortaya çıkar.
Türk Ticaret Kanunu’nun 371. maddesi uyarınca anonim şirketlerde temsil yetkisi yönetim kuruluna aittir. Limited şirketlerde ise temsil ve yönetim yetkisi kural olarak müdürlere verilmiştir (TTK m.623 ve devamı).
Kural olarak temsil yetkisi kapsamında atılan imzalar doğrudan şirketi bağlar. Bu durumda borçlu olan kişi yönetici değil, şirketin kendisidir.
Ancak bazı durumlarda yönetici, attığı imza nedeniyle şahsen sorumlu hale gelebilir.
Yetki Sınırlarının Aşılması
Temsil yetkisinin sınırları bulunmaktadır.
Bir yönetici şirket adına hareket ettiğini düşünse bile temsil yetkisini aşan işlemler yaparsa ortaya kişisel sorumluluk çıkabilir.
Örneğin şirket ana sözleşmesi veya yönetim kurulu kararı gereğince çift imza ile yapılması gereken bir işlem tek imza ile gerçekleştirilmişse, ortaya çıkan zarar bakımından yöneticinin sorumluluğu gündeme gelebilir.
Benzer şekilde ticaret siciline tescil edilmiş temsil sınırlarının dışına çıkılması da sorumluluk doğurabilir.
Kişisel Kefalet ve Garanti Verilmesi
Uygulamada en sık karşılaşılan risklerden biri budur.
Birçok şirket yöneticisi şirket kredileri veya ticari sözleşmeler sırasında farkında olmadan şahsi kefil sıfatıyla sözleşme imzalamaktadır.
Bu durumda artık şirket borcu ile kişisel borç birbirinden ayrılır.
Şirket borcunu ödemezse alacaklı doğrudan kefilin malvarlığına başvurabilir.
Özellikle banka kredilerinde, leasing sözleşmelerinde ve yüksek tutarlı tedarik sözleşmelerinde bu risk sıkça görülmektedir.
Kusurlu Yönetim Nedeniyle Sorumluluk
Türk Ticaret Kanunu’nun 553. maddesi uyarınca yöneticiler ve yönetim kurulu üyeleri kusurlarıyla verdikleri zararlardan sorumludur.
Bu sorumluluk yalnızca şirkete karşı değil;
- pay sahiplerine,
- şirket alacaklılarına,
- bazı durumlarda üçüncü kişilere karşı da ortaya çıkabilir.
Şirket adına alınan her ticari karar sorumluluk doğurmaz.
Ancak gerekli özen gösterilmeden alınan kararlar, açık ihmal veya ağır kusur içeren işlemler kişisel sorumluluğa dönüşebilir.
Yargıtay uygulamasında da yöneticilerin “basiretli yönetici” ölçütüne göre değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Vergi ve Kamu Borçlarından Kaynaklanan Sorumluluk
Bazı durumlarda yönetici şirket adına hareket etmiş olsa bile kamu alacakları bakımından doğrudan sorumlu tutulabilir.
Bu konu özellikle limited şirket müdürleri bakımından ayrı bir önem taşımaktadır.
2. Limited Şirket Müdürleri Vergi Borçlarından Hangi Şartlarda Sorumludur?
Şirket yöneticilerinin en fazla yanıldığı konulardan biri vergi borçlarıdır.
Birçok kişi limited şirket kurulduğunda tüm risklerin şirket tüzel kişiliği içerisinde kalacağını düşünmektedir.
Ancak kamu alacakları bakımından durum farklıdır.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un mükerrer 35. maddesi bu konuda özel bir düzenleme getirmiştir.
Bu hükme göre limited şirketten tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan kamu alacakları kanuni temsilcilerden tahsil edilebilir.
Dolayısıyla vergi idaresinin ilk başvuru noktası şirket malvarlığıdır.
Ancak şirketten tahsil imkanı kalmamışsa müdürlerin sorumluluğu gündeme gelir.
Şirketten Tahsil Edilememe Şartı
Kanun koyucu müdürleri otomatik olarak sorumlu tutmamıştır.
Öncelikle şirket hakkında tahsil işlemleri yapılmalıdır.
Şirketin;
- malvarlığının bulunmaması,
- haciz işlemlerinin sonuçsuz kalması,
- faaliyetini sona erdirmesi,
gibi durumlarda kamu alacağının tahsil edilemeyeceği anlaşılırsa müdürlere yönelinebilir.
Müdürlük Görevi Dönemi
Sorumluluk açısından dikkat edilmesi gereken bir diğer husus müdürlük dönemidir.
Bir kişi yalnızca görev yaptığı döneme ilişkin kamu borçlarından sorumlu tutulabilir.
Görevden ayrılan bir müdürün yıllar sonra doğan borçlardan sorumlu tutulması mümkün değildir.
Bu nedenle ticaret sicili kayıtlarının güncel tutulması büyük önem taşımaktadır.
Danıştay ve Yargı Uygulaması
Danıştay kararlarında müdürlerin sorumluluğunun doğabilmesi için tahsil imkanlarının öncelikle şirket üzerinde tüketilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
İdarenin doğrudan müdüre yönelmesi her durumda yeterli görülmemektedir.
Özellikle şirket malvarlığı üzerinde gerekli araştırmalar yapılmadan düzenlenen ödeme emirleri sıklıkla dava konusu olmaktadır.
Bu nedenle müdürlere gönderilen ödeme emirlerinin hukuki denetime tabi olduğu unutulmamalıdır.
Sonuç
Şirket yönetimi yalnızca ticari karar alma süreci değildir. Aynı zamanda ciddi bir hukuki sorumluluk alanıdır.
Birçok yönetici şirket tüzel kişiliğinin arkasında bulunduğunu düşünerek hareket etmekte, ancak bazı işlemlerin doğrudan kendi malvarlığı üzerinde sonuç doğurabileceğini gözden kaçırmaktadır.
Özellikle temsil yetkisinin kullanılması, kişisel kefalet verilmesi, kusurlu yönetim uygulamaları ve kamu borçları konusunda yöneticilerin dikkatli hareket etmesi gerekmektedir.
Ancak şirket yöneticilerinin karşılaşabileceği riskler bunlarla sınırlı değildir.
Şirket borçlarının hangi şartlarda yöneticilerin malvarlığına yansıyabileceği, yetkisiz temsil ile yapılan işlemlerin sonuçları ve yönetim kurulu üyelerinin özen ve sadakat yükümlülüğünün sınırları da uygulamada sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır.
Serinin ikinci bölümünde;
- şirket borçları nedeniyle yöneticilerin malvarlığına hangi şartlarda gidilebileceği,
- yetkisiz temsilin şirket ve yönetici bakımından sonuçları,
- yönetim kurulu üyelerinin özen ve sadakat yükümlülüğünün ihlali halinde ortaya çıkabilecek hukuki sorumluluklar
ayrıntılı olarak incelenecektir.